Anasayfa
Ey Sözümü İşiten Dostum  e-Posta

Ey Sözümü İşiten Dostum

Söz, yürekten çıktığı zaman ancak yüreğe gider. Sen de sözlerini yürekten söyle. Sana söyleneni iyi dinle. Yürekten geleni al, keder vereni bırak. Güzele çağıranı al, boş olanı bırak. Ruhunun istediğini al, istemediğini bırak…

Hayat önemlidir. Neş’elen ve gül. Hüzünlen ve ağla. Ne yaparsan yap, ama Allah rızası için olsun yaptığın. Gördüğün göreceğin Allah rızası için olsun...

Sana rahmet veren Rahman’dır. Merhamet veren, şevk veren, ümit veren, sevinç veren, hüzün veren. Sana yoldaş olan Rahman’dır. İyi bil ki, hiçbir yerde bir başına değildin. Bundan sonra da olmayacaksın. Her zaman yanında olan Rahman’dır.

Asla üç şey olma. Ümitsiz olma. Şükürsüz olma. Sabırsız olma. Mevlâ’yı bilen ümidi bilmeli. O’nu bilen şükretmeli. O’na inananın sabırlı olmalı her ameli.

O seni terk etsin, peşinden koş git. O yüz vermesin, sen ona yalvar. Sana, bilmen gereken ve öğrenebileceğin en değerli şeyi haber vereyim mi? Sahip olabileceğin en kıymetli şey, imanındır. Allah’a inan, mutlu ol. O’na dayan, güçlü ol.

Kimsen yok mu? Sözünü dinleyen, acını paylaşan, sevgine sevgisini katacak, kimsen yok mu? Sen ister “şu var” de, ister “bu”, istersen “yok işte, kimsem yok” de; hakiki bir dostun kesinlikle var. Sözünü dinleyen, acını paylaşan, sevgine sevgisini katan ebedî dostunu, Rabbini unutma!

Ey Sözümü İşiten Dostum;
Sözlerim bitti. Işığım söndü. Kandilim tükendi. Sen bana kulak ver de, sözleri bitmeyene, ışığı sönmeyene, kandili tükenmeyene kulak ver. O’nu sev. O’na kendini sevdir. O’nun sevdikleriyle doldur yüreğini.

 
24.Hadis  e-Posta

ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ  :

دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ


Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir:

Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.

İbn Mâce, Dua, 11.

 
Lokmân Süresi 28-31.Ayetler  e-Posta

Lokmân Süresi 28-31.Ayetler

28.       (Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra tekrar diriltilmeniz, ancak bir tek insanı yaratmak ve diriltmek gibidir. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

 

29.       Görmedin mi ki, Allah, geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri (kendi yörüngesinde) belli bir zamana kadar akar gider. Şüphesiz Allah, işlediklerinizden hakkıyla haberdardır.

 

30.       Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir, onu bırakıp da taptıkları ise batıldır. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.

 

31.       Görmedin mi ki, gemiler Allah’ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir. Allah, bunu âyetlerinden bir kısmını size göstermek için yapmaktadır. Şüphesiz ki bunda hakkıyla sabreden, hakkıyla şükreden herkes için ibretler vardır.

 
Sizin Hiç Böyle Bir Dostunuz Oldu mu?  e-Posta

Sizin hiç böyle bir dostunuz oldu mu?

muhammed

 

Daima düşünceliydi. Susması konuşmasından uzun sürerdi.Lüzumsuz yere konuşmaz; konuştuğunda ne fazla, ne eksik söz kullanırdı. Dünya işleri için hiç kızmazdı. Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.
Kötü söz söylemezdi.
Affediciliği tabii idi. İntikam almazdı.
Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi.
Kendisini üç şeyden alıkoymuştu: Kimseyle çekişmez, çok konuşmaz, boş şeylerle uğraşmazdı.
Umanı, umutsuzluğa düşürmezdi.
Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.
Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınar ve ne de ayıplardı. Kimsenin kusurunu araştırmazdı. Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.
Âdet üzere sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı. Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı.
Yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi.
Bir toplulukta bulunduğu zaman bir şeye gülerlerse, o da güler; bir şeye hayret ederlerse, o da onlara uyarak hayret ederdi.
Gerçeğe aykırı övgüyü kabul etmezdi.
Her zaman ağırbaşlıydı.
Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı.
Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı.
Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü; Ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir, vakar ve sükûnetle rahatça yürürdü.
Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.
Bir gün kendisinden yaşça küçük bir dostunun omuzlarından tutarak şöyle demişti: "Sen dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi ol!"
Her zaman hüzünlü ve mütebessim bir hâletle dururdu.
Fakirlerle birlikte yerdi; öyle ki onlardan ayırt edilemezdi. Yemek seçmez, önüne ne konulursa yerdi.
Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.
Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.
Sabahları evinden çıkarken şöyle derdi: "İlâhî, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım."
Sıradan değildi; ama sıradan insanlar gibi yaşadı.
Sizin hiç böyle bir dostunuz oldu mu?

Aslında böyle bir dostumuz var; ki o, iki cihan Efendimiz Hz.Muhammed Mustafa'dır. (S.A.V.)

 
İyilik  e-Posta

İyilik


kapicalar

Adam kapıyı açtığında, polislerle karşılaştı.

Heyecanla:

-Bir şey mi istediniz? Diye sordu. Bir olay mı var?

İçlerinden komiser olanı:

-Geçen yıl evinizi soyan hırsızı yakaladık, diye cevap verdi. İfadesinden, bu eve de girdiğini anladık.

Adam polislerin arasında sıkışıp kalan 18-20 yaşlarındaki genci bir müddet süzdükten sonra:

-Buyurun, içeri girin, diye kenara çekildi. Herhalde bazı şeyler soracaksınız.

Hep birlikte oturma odasına geçtiler. Adam önce polislerin, sonrada hırsızın elini sıkarak:

-Geldiğinize sevindim, dedi. Bu gençle tanışmayı da çok arzu ediyordum.

Polislerden biri:

-Herhalde yanlış anladınız, diye lafa karıştı. Bu delikanlı sivil polis falan değil, evinize giren hırsızdır.

Adam:

-Daha o kadar yaşlanmadım memur bey, diye çıkıştı. Hırsız olduğunu biliyorum ama, açık söylemek gerekirse şikayetçi de değilim.

Konuşulanlar, hırsızı da şaşırtmış görünüyordu. Adam, misafirlerine şeker ikram ettikten sonra tane tane konuşmaya devam etti:

-Evim soyulmadan önce geç vakitlere kadar oturur, haliyle sabah namazlarına kalkamazdım. Ve çok istediğim halde, günde bir sayfa bile Kur’an okumaya vakit bulamazdım. Kıldığım namazlarda, Allah kabul etsin hep yarım yamalak olurdu. Ama delikanlı, bilmeden de olsa beni bu gafletten kurtardı.

Polislerden biri dayanamayıp atıldı:

-Ne yaptı ki bey amca?

Adam, biraz önce ikram ettiği şekerleri kutusuyla birlikte hırsızın önüne koyarken:

-Daha ne yapsın ki evlat, diye gülümsedi. Evime girdiğinde, televizyonumu çalmıştı…

‘‘Gerçekten de bundan daha güzel iyilik olabilir mi?
Ya televizyonun bizden çaldığı zamanı kim geri getirebilir?…’’ 
 

 
MSBTS Soru ve Cevapları Açıklandı  e-Posta

MSBTS Soru ve Cevapları Açıklandı


Diyanet İşleri Başkanlığınca düzenlenmiş olan MSBTS Soru ve Cevapları Açıklandı.
diyanet

 

18 Nisan 2010 Tarihli Diyanet İşleri Başkanlığı Personeli Mesleki Bilgiler Sınavı Soru ve Cevaplarını indirmek için tıklayın

 

http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Sorular/Diger/Bakanliklar/2010/
18Nisan2010_DiyanetMesBilgSnv.zip

 
Yaratan ile irtibata geçmek için yaratılan ile irtibatı kesiniz  e-Posta

Yaratan ile irtibata geçmek için yaratılan ile irtibatı kesiniz

 

yaratanlairtibatagecmek

Kütahya Tavşanlı'da bulunan Arifağa Camisi'ne ibadet etmeye gelenler giriş kapısındaki tabelayı görünce şoke oldu.

 

Uyarı tabelasında Yaratan ile irtibata geçmek için yaratılan ile irtibatı kesiniz yazıyordu. Yazının cami müezzini Cengiz Bektaş tarafından, cemaatin namaz sırasında cep telefonunu kapatması için yazıldığı anlaşıldı. Müezzin Cengiz Bektaş, Daha önce cami girişine Cep telefonunuzu kapatınız şeklinde yazı asmıştık. Ayrıca cemaati sık sık sözlü olarak telefonlarını kapalı tutmaları için uyardık. Ancak bu uyarılar etkili olmadı. Biz de son çare olarak bu yola başvurduk dedi. Uyarının işe yaradığını söyleyen Müezzin Bektaş, Yazının ikinci anlamı da insanları namaza durduklarında Allah’a teslim olmalarıdır. Diğer cami görevlilerine de tavsiye ediyorum” diye konuştu.

 
2010 YGS Soru ve Cevapları Açıklandı  e-Posta

2010 YGS Soru ve Cevapları Açıklandı

 

ygs

 

YGS, Türkiye'de tüm il ve bazı ilçe merkezleri ile KKTC'nin başkenti Lefkoşa'da toplam 5 bin 183 binada, 79 bin 973 salonda gerçekleştirildi.

Sınav, 11.04.2010 Pazar günü saat 10.00'da başladı ve tek oturumda 160 dakikada tamamlandı. Sınav merkezlerinde toplam 234 bin 94 kişi görev yaptı.

Sınavda adaylara Türkçe, Sosyal Bilimler, Temel Matematik ve Fen Bilimleri testlerinin her birinden 40'ar soru yöneltildi.

YGS'nin soru ve cevaplarını  http://ygs2010-sorular.osym.gov.tr  internet adresinden öğrenebilirsiniz.

 
Facebook Müslüman Kullanıcılar Tarafından Protesto Edilecek  e-Posta

Facebook Müslüman Kullanıcılar Tarafından Protesto Edilecek

 

Allah'a ve Hz. Muhammed'e (S.A.V) hakeret içeren sayfaları ısrarla kaldırmayan Facebook 10-13 Nisan tarihleri arasında müslüman kullanıcılar tarafından protesto edilecek.

Türkler'in yoğun olarak katıldığı sosyal iletişim ağı Facebook'ta bir süredir Allah'a (C.C.) ve Hz. Muhammed'e (S.A.V.) karşı hakaret ve küfür içeren sayfalar nedeniyle ciddi tartışmalar yaşanıyordu. En son bir kullanıcının Allah ismiyle sayfa açıp, Allah adıyla yanıtlar vermesi nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri'nde bir kullanıcının internet özgürlüğü bile elinden alınmıştı.

Allah (C.C.) ve Hz. Muhammed'e (S.A.V.) ilişkin hakaret içeren ve küfürlü sayfaların Facebook tarafından tüm uyarılara rağmen kapatılmadığını veya kapatmak için çok yavaş davrandığını iddia eden bir grup, harekete geçerek Facebook'ta kendi grubunu kurdu.

Bu duyarsızlıktan rahatsız olan Müslüman Türkler "10-13 Nisan arasında profilleri kapatıyoruz! Katıl Destek Ol!" diye bir grup kurdular. Grubun üye sayısı 50 bine ulaştı.

 

3 gün boyunca hesaplar pasife alınacak

 

Gruba destek olanlar 3 gün boyunca Facebook hesaplarını pasif ederek tepkilerini gösterecek ve o sitelerin kapanması için eylem yapacak. Grubun protestosuna destek olanların sayısı ise çığ gibi büyüyor. Bu sayının protesto gününe kadar yüz binleri bulacağı tahmin ediliyor.

 
Ne Kusursuz İnsan Ara, Ne De İnsanda Kusur  e-Posta

Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur

 

Günün birinde yolu bir dergâha düsen kendi halinde bir adam, dergâhta, bir Mevlevi ile bir Bektaşi''nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini, nasıl zikir edildiğini izlemek için geldiğini söyler.

Erenler başlar adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya, her biri kendi yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışır.

Adam bir yandan onları dinlerken, bir yandan da gözleri onların giysilerine takılır.

Mevlevi'nin giydiği kıyafette kollar o kadar geniş ve uzundur ki hem içine üç kişinin birden kolu sığabilir, hem de uzun olduğu için yalnızca kolları değil, elleri de kapatmaktadır.

Bektaşinin kıyafetinde ise tam tersi bir durum vardır.

Elbisenin kolu daracıktır, neredeyse tene yapışmıştır; üstelik kısa olduğu için, eller ta bileklere kadar açıktır.

Bu duruma hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister.

Büyük merakla, önce Mevlevi'ye sorar:

"Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun; bunun özel bir sebebi var mı?"

Mevlevi hiç beklemediği bu soru karşısında oldukça şaşırır.

İki kolunu da biraz yukarıya kaldırır, sonra ellerini birleştirerek kollarını daire sekline getirir ve şöyle der:

"Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını, ayıplarını, kusurlarını örteriz. Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız."

Yanıttan oldukça hoşnut olan adam ayni merakla bu kez Bektaşi''ye döner:

"Peki ya siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve kısa?

Siz insanların günahları ve ayıplarını örtmez misiniz?"

Bektaşi kendi kollarına bakar, birkaç saniyelik bir dalgınlıktan sonra gülümser ve adama bakarak şöyle der:

"Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur.

Çünkü biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz."

 
Gerçek Tedbir Budur  e-Posta

Gerçek Tedbir Budur

İstanbul'un Vefa semtine adı verilen Şeyh Vefa, Fatih devrinin büyük alimlerinden ve evliyasındandı. Akşemseddin, Molla Gürani gibi devrin manevi önderlerinden biriydi. Bu büyük zatın oyun yaşlarındaki bir oğlu kötü bir alışkanlık edinmişti. Ucuna çivi çakılmış bir sopa ile o devirde evlere içme suyu taşıyan sakaların kırbalarını deliyordu. Evcil hayvan derisinden yapılmış su tulumu demek olan kırba, sivri bir madde ile dokunuldu mu kolayca delinecek bir nesneydi. Şeyh Vefa'nın oğlu da bunu yapıyordu. Sakalar, "Bir din ulusunun oğludur, çok sürmez geçer" diye bir müddet dayandılarsa da baktılar vazgeçeceği falan yok, Şeyh Vefa'ya şikayet ettiler. Vefa Hazretleri olanları duyunca hayretler içinde kaldı. Nasıl olur da bunca dikkat ve özenle yetiştirilen, haram lokmadan uzak tutulan bir çocuk böyle bir şey yapardı? Şeyh Vefa sakalara, "Tamam" dedi. Konu anlaşıldı, gereken yapılacak, sizin de zararınız ödenecektir.

Önce kendinden işe başladı. "Acaba ben bu çocuğa yanlışlıkla da olsa haram yedirdim mi?" diye düşündü. Bir şey bulamadı. Hanımına sordu; "Sen bu çocuğa hamileyken veya süt verirken haram bir şey yedin mi, çok iyi düşün, bana bildir, yoksa oğlanın sonu kötü" dedi. Hanım düşündü, taşındı, rüyaya yattı, nihayet bir olay hatırladı. Oğlana hamileyken oturmağa gittiği bir komşu evinde, masadaki bir tabakta portakallar varmış. Görünce canı çekmiş ama istemeye de utanmış. Ev sahibi hanım bulundukları odadan dışarı çıktıkça yakasındaki iğneyi portakallara batırıp sularını içmiş. Bunu şeyhe anlattı. Şeyh Vefa "Aman hatun hiç vakit geçirmeden o komşuya git, olanı biteni dosdoğru anlat ve helallik dile" diye tenbihledi. Kendi de sakaları çağırdı, kimin kaç tane kırbası delinmişse hepsinin parasını ödedi ve haklarını helal ettirdi. Oğlana olayın başından sonuna kadar bir şey denmedi. Hakkında böyle şikayet var, bir daha yaparsan asarız, keseriz yollu tehdit edilmedi. Ama çocuk bir daha çivili sopa ile kırbaları delmedi 

 
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 5 > 20