15 Aralık 2017, Cuma

Kainâtın Ressamı

 

Kainâtın Ressamı

Bir zaman; gayet akıllı, zengin ve mahir bir ressam, sadece takdir edilmek amacıyla bir resim sergisi açmış. Fakat sahnenin gerisinde durmuş, kendisini konuklara göstermemiş. Konuklara her türlü ikramı yapmış. Sergiyi gezen misafirler, harika resimlere bakmışlar, ne kadar güzel resimler diyerek aralarında konuşurlarken, birisi, ressamı göremediği için; “acaba bu harika resimleri kim yapmıştır?” diye bir soru ortaya atmış.

 Bir kısım insanlar; bu resimler “kendi kendine” olmuştur demişler.

 Bir kısım insanlar; resimleri “tabiat kanunlarının” yaptığını iddia etmişler.

 Bir kısım insanlar ise; resmi meydana getiren,” boya,fırça,kağıt;kafa kafaya verip bu resimleri meydana getirmiştir” demişler.

 Bir kısım insanlar ise; harika resimlerin ve ikramların; “ancak akıllı,mahir, zengin bir ressam tarafından” yapılabileceğini, söyleyip; kendilerine ikramda bulunan,O ressamı içeriden, alkışlar ile çağırıp, kendisiyle tanışmış ve teşekkür etmişler.

 İşte biz, bu canlı kainatın ressamına; O, Musavvir’e; Allah diyoruz.

 Ressamdan farkı, gerçek ve canlı resimler yaratmasıdır. Resim, ressamın bir parçası olmadığı gibi; ressam da, resmin bir parçası değildir. Yani mahlukat, Allah”ın bir parçası değil, eseridir. Resim ile ressam arasında da fırça vardır.

Yani vahdet-ül vücudu doğru anlamak gerektir. Gökyüzündeki bulutlara dikkatli baktığınız zaman, tabloyu bir anda nasıl değiştirdiğini hayret ve ibret ile gözleyebilirsiniz.

 Bir esere bakıldığı zaman; eser sahibi unutulmamalı. Mana-i harfi ile bakılmalı. Yani;Ne güzel bir ayna diyerek, dikkatli ve kem bakıp nazar ile aynanın kendisini ve aynanın ustasının kalbini kırmamalı. “Maşallah, bu aynanın ustası gerçekten harika ve mahir birisi” diyerek, sanatkârını da sena ve takdir etmeli. 

TarihOkunma
Toplam1562
Cu. 151
Prş. 141
Pzt. 111
Pz. 101